Latest Tweets:
İnsanların hayatında bir dönem vardır.
Her şey üst üste gelir.
Hayat karabasan, gök çamura bulanmış, insanların yüzünden düşen bin parça ve bu hayat yaşanılası bir yer asla değildir.
Anlam karmaşası gibi bir hale dönüşür hayat ve herkes kendi hikayesinin nabzının şerbetini kaynata kaynata dem vurur, en ağdalısından.
Ne tuhaf değil mi?
Bir yandan da insanoğlu mutlu olmak istediğini söyler durur.
Hatta mutluluğun bir formülü olduğuna o kadar inandırır ki kendisini; cam bir fanus içinde özel kumaşlara sarılmış saklanan bu mutluluk iksiri uğruna, insanlar Tibet’e çıkamasalar da odalarının bir köşesinde oturup Tibet’in o enfes dağlarının manzarasını gözlerinde canlandırarak ne kadar huzura kavuşmaya yakın olduklarını sanıp dururlar.
İnsan tabiatının doğası gereği, değişim her zaman bizleri zorlar.
Hatta kendimizi törpülememiz çok uzun yıllarımızı alır.
Yüzleşmek çok serttir ama bir o kadar yumuşaktır.
Şahin gibi uçan insanoğlu, kendiyle başbaşa kaldığında adeta kediye dönüşüp kendi çemberinde pısıp durur. Ama aslında içinde aslan yatar, en yüreklisinden…
“Her şeyden çok sıkıldım, acaba ben bu hayatı mı yaşamak istiyorum, bu şehir beni çok yoruyor, arkadaşlarımı tanıyamaz oldum, ailem çok üstüme geliyor, bir sevgilim bile yok, hatta en son hoşlandığım hatta uzun uzun seviştiğim o adam kalbimi kırıp beni ortada bıraktı, her şeyi geri de bırakıp gitmek istiyorum, ah Serdar şarkıların yine haklısın hayat beni neden yoruyorsun, kafamda deli sorular, bu şehirde değil bambaşka bir şehirde yaşamımı kurup yaşamak istiyorum, nefes almak istiyorum…”
Bir şey itiraf etmeliyim ki, bu şikayetler uzar gider.
Gerçeği farketmek için sorulara her zaman ihtiyaç, düşünen insana da her zaman yol vardır.
Ne yazık ki bu düşünme ve sorulara boğulma süresi o kadar kısadır ki; bir anda bataklığa dönüşür ve gerçeğin üzerine gitmek yerine gerçeklikten tamamen kaçınılır.
Hayatın karanlık yüzüne sığınılır. (kendi kafamızda yarattığımız karanlık yüzü)
Bu insanlar için kendi düşünceleri hep doğrudur. Ama hayat hep zordur.
Herkes hayatın ne kadar zor olduğundan yakınsa da; ben hayatın çok basit ve sevgiden yaratıldığına yürekten inanıyorum.
Korkularla büyütülen insan toplulukları artık bu yeni dönemde sevgi düzlemine geçmeye başladı.
Sevginin içinde asla korku olmaz; koşulsuz bağlanma olur, ümit olur, aşk olur, meşk olur, hatta sözler anlamını yitirir yürekler konuşur.
İnsanlar sakinleşir. Tazelenir. Kendisiyle yüzleşir. Özenle farkeder ve etrafına sevgisini yayar. Demlenir. İçinde bulunduğu her anın kıymetini bilir. Bilinçli ama daha bir yürekten yaşamak ister kendisini.
Her insan nasıl bir hikaye ise, yaşamında maddelerle anlatılacak maalesef bir formülü yok. Olsa seve seve paylaşırdım herkesle.
Şimdi her şeyi bir kenara bırakalım.
Bütün olumsuzluklarımız üstünü kalın kalemlerle çizik atalım.
Elimizde bize kalanların değerini anlayalım.
Yaşadığımız bu dünyayı, doğayı, evreni; anlayalım, kavrayalım. (çok mu zorlanıyorsun bunun için adım atman bile yeterli)
İşe kendimizden başlayalım ve koşulsuz kendimizi sevelim.
İşte sevmek zamanı; sevgiden leblebiler yiyelim…
(Floransa’dan sevgilerimle) 24/12/12
1. Saint Laurent Paris Boutique, 1977
2.Hedi Slimane Comissioned Saint Laurent Paris Branding
3. Saint Laurent Soho Boutique
4.2. Original YSL Logo by Adolphe Mouron Cassandre, 1961Much like everyone else on the interwebs, I’ve been trying to figure out Hedi Slimane’s decision to rebrand YSL as “Saint Laurent Paris” and if the move deserves the vitriol that has been thrown around over the last few days. My two cents? This isn’t as much of a “rebrand” or “departure” but more of a “retrobrand.”
The iconic YSL logo was designed by Adolphe Mouron Cassandre and was the primary branding for the couturier for many years but that changed in 1966. At that point, the house debuted a ready-to-wear line (and was the first French house to do so) by the name of ”Saint Laurent Rive Gauche.” The logo featured orange and pink squares and was created by Yves in collaboration with perfume designer Pierre Dinand.While the new logo is a bigger jump than pulling the “Rive Gauche” logo from the archives, you can definitely see its influence in the blocky, sans serif font and Slimane’s decision to only apply the rebrand to RTW.
(via anchordivision)
Le Carnet Noir by Nacho Ormaechea
‘my infinite home tool’ by dutch designer jolien hanemaaijer of hanemaai which double functions as a portable cabinet and bag. this item started from the maker’s personal experience with extensive travelling and having to live out of a suitcase, a device to bring attention to what artifacts are important to a person.
(Source: accidentalism)